Genel bilgi

Types of

Şiddeti arttırıcı faktörler

Tedavi

Vaka raporları

Kullanıcı Anketi
 Go!
EnglishDeutschEspañolFrançaisPortuguêsRussianTurkey
home
Rosacea nedir?
Rosacea’ya ne sebep olur?
Rosaceanın görülme sıklığı nedir?
Rosacea tanısı nasıl konur?
Tipik histopatolojik bulgular nelerdir?


feedback
resources
FAQ
yasal uyarısı
takımı bilgileri
site map

Rosacea’ya ne sebep olur?

Rosacea gelişiminin varsayımsal dizisi:

Rosaceanın kesin etiyolojisi henüz bilinmemektedir, multifaktoryal bir etiyoloji olma ihtimali yüksektir. Yıllar içinde, şüphe edilen ancak onaylanamamış pek çok sebep rapor edilmiştir. Bunlar arasında genetik yatkınlık, kalıtım, gastrik hipoklorhidri ile hazımsızlık, inflamatuvar bağırsak hastalığı ve Helicobacter pylori bakterisi infestasyonu, sebore, Demodex folliculorum maytları, endokrin hastalıkları, vitamin eksiklikleri, mikrosirküler düzensizlikler, hepatopati veya psikojenik faktörler bulunmaktadır.

Helicobacter pylori:
Gastrik mukozadaki Helicobacter pylori (Hp) enfeksiyonları ile rosacea arasında bir ilişki olduğuna dair şüpheler bulunmaktadır. Bir çalışmada rosaceaya sahip hastaların % 84’ünde Hp pozitif gastrit mevcuttu. Diğer bir araştırmada, rosacea hastalarında Hp görülme sıklığının kontrol grubu ile karşılaştırıldığında sırasıyla % 88’e % 65 olduğu bulunmuştur. Bununla çelişkili olarak, diğer çalışmalar rosacea hastaları ile kontroller arasında anlamalı hiç bir fark gözlenmediğini öne sürmektedir. Hem rosacea hem de Hp olan kişilerde Hp’nin kökünü kurutmanın etkisini üzerine yapılan çift kör kontrollü bir çalışmada, rosaceanın toplam değerlendirme skorlarında herhangi bir yarar gözlenmemiştir. Kore’de yapılan epidemiyolojik bir çalışma Hp’nin rosaceanın esas sebebi olabileceği ihtimalini ortadan kaldırmıştır. Bu yüzden, HP enfeksiyonunun ya da Hp etkisinin ortadan kaldırılmasının da uzun vadede rosaceayı etkileyebilecekleri şüphe uyandırmaktadır.
Özetlemek gerekirse, eradikasyon terapisinden sonra rosacea semptomlarında kısa süreli bir iyileşme rapor edilse bile, bu tür bir ilişki için net bir delil elde edilememiştir.

Demodex folliculorum:
Demodex folliculorum maytları rosacea hastalarında kontrol grubundaki kişilere nazaran daha sık görülmektedir. Erken vasküler ve bağ doku değişimleri muhtemel olarak ikincil proliferasyon için uygun bir ortam yaratmaktadır. Demodex folliculorum özelikle de papülopüstüler rosaceada önemli bir kofaktörü temsil edebilir. Bu hastalık için gecikmiş bir aşırı hassasiyet tepkisinden şüphe edilmektedir , ancak rosaceanın sebebi değildir. Diğer bir yandan, Demodex folliculorum hiç bir rosacea hastasında tespit edilmemiştir ve rosacea belirtilerinin oral tetrasiklin veya sülfür merhemleri ile ortadan kaldırılmasının da varolan demodex popülasyonuna bir etkisi görülmemiştir.

Psikojenik faktörler:
Psikolojik stres rosaceayı etkileyebilir ancak, esas sebebi değildir.

Kızarma ve vasküler patojenez:
Rosacea hastaları yüze kan basmasına ve kızarmaya eğilim gösterirler. Sıcak, soğuk, mor ötesi radyasyon, duygular, alkol, baharatlar ve sıcak içecekler gibi pek çok tetikleyici faktör bilinmektedir. Sıcak su, kahve veya çay içtikten sonra görülen kızarma, jugular damar ve karotid arterleri içeren halihazırdaki karşıt ısı değişimleri vasıtasıyla hipotalamusa perfüze olan kanın farenjeal ısınmasından dolayı gerçekleşir. Rosacea hastalarında görülen hipertermi, yüzden beyne giden kanın geçişinin azalmasına yol açar. Bu disfonksiyon beynin vasküler soğutma sistemine dahil olan fasiyal angular damarlarının bir mikrosirküler düzensizliği (Vena facialis sive angularis) gibi gözükmektedir. Bu, venöz konjestiyona ve termoregülasyonun sağlanamamasına yol açabilir. Fasiyal angular damarlar konjonktiva dahil olmak üzere rosaceadan en fazla etkilenen yüz bölgelerini kuruturlar. Bu da gözlerin sıklıkla dahil olmasını açıklayabilir. Vasküler disfonksiyon da ayrıca rosacea hastalarında migren tipi baş ağrılarının artmasının sebebi olabilir. Rosacea derisi kafein gibi pek çok vazoaktif kimyasallara veya epinefrin, asetilkolin veya histamin gibi kemomediatörlere normal şekilde tepki verir. Vazoaktif intestinal peptit (VIP) ve reseptörleri kan akışının düzenlenmesi için önemlidir. Rinofimada reseptörün konsantrasyonunda artış görülebilir, bu yüzden, bu artışın rosaceadaki vasküler ve dermal değişimlerin oluşumunda katkısının bulunabileceği öne sürülmektedir.

Genetik:
Rosacea için genetik yatkınlık için kanıtlar artmaktadır. Rosacea hastalarının % 30-40’ının bu hastalığa sahip bir akrabası bulunmaktadır. Ancak, rosacea için HLA gibi genetik işaretleyiciler için bir kanıt bulunmamaktadır.

Sebore:
Deneysel çalışmalar rosacea ile sebore arasında herhangi bir ilişkiyi onaylamamaktadır. isotretinoin’in lokalizasyonuna ve etkinliğinden dolayı bazı yazarlar, seborenin rosacea için bir faktör olabileceğinden şüphe etmişlerdir, ancak sebum üretimi genelde rosacea hastalarında artış göstermemektedir (Rosacea fulminans dan daha farklı olarak).

Işık:
Mor ötesi ışıklar rosaceanın gelişiminde büyük bir rol oynamaktadır. Dermal bağ dokuyu etkilediği gibi aynı zamanda lenfatik ve kan damarlarına da etki eder ve pasif vazodilasyona katkıda bulunmuş olabilir. Aktinik olarak etkilenmiş deri rosaceanın geçmişinde tutarlı bir şekilde gözlenir. Açık tenli rosacea hastalarında ışığın verdiği hasar yaygın şekilde gözlenir.

Endokrin Hastalık:
Hamilelikte, menstrüasyon döneminde ve menopoz sonrası dönemde rosaceada artış not edilmiştir.

Lenfatik sistem:
Lenfödemin, özellikle rinofimanın şiddetli formlarında önemli bir rol oynadığı düşünülmektedir. Elefantiyaz ile pek çok benzerlik gösteren fibrotik dermatit, rinofima hastalarında görülmüştür. Bazen kronik fasiyal deri lenfödemi de ortaya çıkabilmektedir.

Tıbbi tedaviler:
Amiodaron veya nitrogliserin benzeri ilaçlar ( örneğin, nifedipine) gibi bazı ilaçlar kızarmaya yol açan vazodilasyon vasıtasıyla rosaceayı etkileyebilirler.

İmmünolojik faktörler:
Araştırmalar, kanda antinükleer antikorların değişik türleri gibi bağışıklık anomalilerinin daha yüksek sıklıkla görüldüğünü belirtmektedir. Ayrıca Demodex folliculorum maytlarına karşı IgG antikorlarının ortaya çıkışı, rosacea derisinde tespit edilmiştir. Rosaceanın HIV enfeksiyonu olan hastalarda daha yaygın olduğu görülmektedir.

Gastrointestinal düzensizlikler:
Gastrik hiperklorhidri, hazımsızlık, diyare, kabızlık veya alimenter semptomlar ile rosacea arasında bir ilişkinin varlığından şüphe edilse de bu tür bir ilişki için güçlü bir kanıt mevcut değildir.



 Sitemizi Değerlendirin:

Bu site hakkında fikirlerinizi almak isteriz.

Sitemizi Değerlendirin
DermIS.net Uni Heidelberg